Onur Yaser davasında 13 senede ‘nihayet’ bir adım atıldı

İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuksuz yargılanan polisler Hakan A., Onur Ü. ile Muhammet O. Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Şikayetçi Ezgi Sevgi Can ile tarafların avukatları da duruşmada hazır bulunurken; sanık polis Soner G. ve bilirkişi Zafer K. ise duruşmaya katılmadı.

Duruşmada, Onur Yaser Can’ın arkadaşları tanık olarak dinlendi. Üniversiteden arkadaşı Selda Taşkın, Can’ın hayat dolu biri olduğunu, İstanbul’da gördüğünde eski neşesi olmadığını söyledi. Taşkın, Can’ın gözaltında alındığında çıplak arama yapıldığını, aşağılandığını, ikinci kez karakola çağrıldığını, söylemediği şeylerin altında imzası olduğunu aktardığını söyledi. Arkadaşı İbrahim Özgün de Can’ın takip edildiğini söylediğini, polisin arkadaşlarına, işyerine ve yakınlarına da baskı kuracağını aktardığını belirtti.

Onur Yaser Can’ın narkotik şubedeki görüntüleri izletildi

Can ailesinin avukatları dosyaya, sanık polislerin Onur Yaser Can’ı gözaltına alarak Narkotik Şube Müdürlüğü’ne götürdükleri ve doktor muayenesine götürdükleri şimdiye kadar ortaya çıkmamış görüntüleri sundular. Söz konusu video duruşma salonunda izletildi. Avukat Tuğçe Duygu Köksal bu videonun şimdiye kadar ortaya çıkmadığını belirterek görüntülerin sanıkların sorumluluktan kaçınmak için gerçeğe aykırı beyanlar verdiğini ortaya koyduğunu söyledi. Köksal, mahkemenin bir önceki duruşmada işkence, eziyet ve intihara yönlendirme eylemleriyle ilgili suç duyurusunda bulunmama kararını hatırlatarak mahkemenin videoyu yeni delil kabul kabul ederek suç duyurusunda bulunması gerektiğini söyledi.

Savcı mütalaasını açıkladı

Mütalaada, 4 sanık polisin, “İştirak halinde birden fazla resmi belgede zincirleme olarak resmi belgede sahtecilik” ve “Resmi belgeyi bozma” suçlarından ayrı ayrı toplam 7 yıl 6 aydan 27 yıl 7 aya kadar hapis istemiyle cezalandırılmaları talep edildi. Bilirkişi olan sanık Zafer K. için ise gerçeğe aykırı bilirkişilik yapma, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme suçlarından kamu davası açıldığı, ancak sanığın diğer sanıklar ile irtibatını gösteren delil bulunmadığı belirtilerek beraati istendi.

“Suçları salt evrakta sahtecilik değildir”

Mütalaadan sonra söz verilen Ezgi Sevgi Can, “13 yıldır iğneyle kuyu kaza kaza bu sürece gelindi. Ailemin, annemin ve babamın oğullarının yaşam hakkı ihlal edilirken nasıl yıprandıklarının tanığıyım. Bu süreçte onları öldüren şey sadece evlat acısı değil, işlemeyen adaletti. Onların acısına su serpen bir karar olsaydı şu an aramızda olacaklardı. Anne babamın hayatına mal olan bir mücadeleyle bugüne gelindi. Suçları salt evrakta sahtecilik değildir. Bu hikayenin öncesi ve arkasıyla değerlendirilmesini talep ediyorum. Bir önceki ara karardan dönmenizi ve işkence yönünden suç duyurusunda bulunma yükümlülüğünü yerine getirmenizi istiyorum. Sadece Yaser Can ölmedi, Hatice Can, Mevlüt Can da öldü” dedi.

Duruşma son savunmalar için ertelendi

Mahkeme heyeti, sanık avukatlarına mütalaaya karşı son savunmalarını yapmaları için süre verdi. Heyet, polislerin ‘işkence’ ve ‘intihara yönlendirme’ eylemleriyle ilgili suç duyurusunda bulunulması talebinin hükümle birlikte değerlendirilmesine karar verdi. Duruşma ertelendi.

“Daha umutluyuz”

Duruşma sonrasında basın mensuplarının soruları üzerine açıklama yapan Ezgi Sevgi Can, savcının sanık polislerin “evrakta sahtecilik” cezalandırılması yönündeki mütalaasını olumlu bulduklarını ve “işkence” suçundan mahkemenin suç duyurusunda bulunma taleplerinin değerlendirilmesini de çok önemli bulduklarını belirterek “Daha umutluyuz” dedi.

Ne Olmuştu?

ODTÜ Mimarlık Fakültesi mezunu Onur Yaser Can, 2 Haziran 2010 tarihinde İstanbul Beyoğlu’nda narkotik polisi tarafından gözaltına alındı. İfadesinin alınmasının ardından serbest bırakıldı. Bundan iki gün sonra, “tutanaklarda eksiklik olduğu” gerekçesiyle tekrar karakola çağrıldı. 23 Haziran 2010’da üçüncü kez ifadeye çağrılan Can aynı gün intihar etti. İntiharının ardından annesi Hatice Can, oğlunun pantolonunun arka cebinde, üzerinde çıplak aramaya maruz bırakıldığına ilişkin ifadelerin yazılı olduğu bir not buldu.

Anne Hatice Can da 2014 yılında intihar etti. Baba Mevlüt Can ise sağlık sorunlarından dolayı 2019 yılında hayatını kaybetti.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir